Çocuk eğitimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çocuk eğitimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Nisan 2012 Pazartesi

zamane...

ilk önce masum bir heves sandım kullanılmayan cep telefonlarını istediğinde...
çantasında 1-2 gezdirir bırakır nede olsa diye düşündüm
bugün ise yine masum bir soru ile başladı..
daha önce çalıştığını bildiği telefonu almış anneannem bunu kullanıyordu benim için de çalıştır anne lütfeeeeeen!!!
güldüm geçtim..
baktım iş ciddi
bir ısrar bir kıyamet !!
kızım sen benim kaç yaşında ilk telefonum oldu biliyor musun???
19 yaşında!! (ben de biraz geç kalmışım galiba:))
ama ne fayda benimde telefonum olsun diye ağlamalar sızlanmalar...
al sana erken ergenlik..
5 yaşındaki velet ile cep telefonu muhabbeti yapıyorum 10 yaşında ne ister düşünmek bile istemiyorum...
ne yapmalı ne etmeli?
tamda bu olaydan önce eşimle çocukluğumuzu yad ediyorduk..
maddi imkansızlıkları..sıkıntıları,nasıl bir çocukluk yaşadığımızı..şimdiki neslin çok şanslı olduğunu...
üstüne bu olay.
yok böyle olmamalı diyeceğim ama şartlar artık o kadar farklı ki..
neyi nasıl kısıtlayabiliriz hayat standartlarımız ihtiyaçlarımız o kadar değişti ve gelişti ki..
ne kadar şükretsek az gelecek bir dönemdeyiz..
yinede çocuklara bunu çok yansıtmayıp mütevaziliği öğretmeliyiz..
iyi de nasıl?
kendi adıma tek yaptığım istediği her şeyi almamak,gerektiğinde şu an buna verecek yeterli  paramız yok,ihtiyacımız yok demek..
ama çocuklar gözlem yoluyla öyle bir analiz ediyor öğreniyor ki..
geçenlerde bir sohbetimizde arkadaşı Hakan ın neden Amerıkaya gittiğini sordu babasının artık orada öğretmen olduğunu söyledim " neden Amerika da daha çok mu para varmış orada hiç fakir insan yokmuymuş" ,sonrasında fakirin kelime anlamını sorup bizi nasıl gördüğünü sorduğumda bizim her şeyimiz var cevabı onun bu ayrımı ne şekilde kodladığını gösterdi bana..
belkide her şeyimiz olmamalı yada bir müddet hayatımızdan çıkarıp onun kıymeti bir şekilde anlaşılmalı..
hergün masamıza güzel yemekler konmamalı mesela bir aksamda sadece çorba olsun,kahvaltıda peynir ve zeytın olsun yok diyelim bu var sadece..Allah bize bugün bu kadar rızık verdi diyelim..zor günler görmeli ki gerçekten öyle günler gördüğünde yanlışa düşmesin,kime sığınacağını unutmasın...

bu nesil için,
başlamalı bir yerden ama nereden..


17 Kasım 2011 Perşembe

seç beğen yap yakıştır

Dün akşam okulumuzun düzenlediği Anne baba okuluna katıldık,konu aile tutumlarıydı
benim bilmediğim konular değil elbet ama mum dibini aydınlatmaz,terzi kendi söküğünü dikemez atalarımız böyle demiş bizde bu kurala uyuyoruz maalesef...
dinlerken her bir aile özelliğini yok bu biz değiliz hımm şundan biraz var bizde sanki ama yok yok biz Demokratik aileyi alalım o bize daha çok yakışır dedik,biz aldık da gerçekten öylemiyiz diyor içses....


Hoşumuza giden bir söz de "Çocuk annenin yaptığı ihmallerle büyür "oldu..güzel bir saptama..Neyse ki bende bol bol ihmal ediyorum:)



Tabii bu kötü anlamda değil ;çocuğun özgüvenini sağlama adına onu biraz yalnız bırakma,kendi kararlarını verebilme,farklı yeteneklerini keşfedebilmesine yardımcı olmak amacı söylenmiş bir söz...


geçen gün gelişim hocasının verdiği örnekde trajikomikdi.
çocuğu bakkala gönderirsin ekmek almaya ,eli boş döner nerede diye diye sorarsın kalmamış der ee yan bakkala gitseydin dersin Cevap ;söylemedin ki..


bu ara eğitim modelleri,çocuk gelişimi,kuramlar,kuramcılar,örnekler  vs ile haşır neşir olunca konumda bu oluyor tabii..
ahh hele sevgili eğitim sistemimiz içler acısı..bizi körelttiği yetmedi gelecek nesli de köreltmeye devam edecek...
ne diyeyim bu konu çok su götürür en iyisi hiç girmemek...

sizin için buraya bulduğum bir kaynakdan ekliyorum modellerini seçin beğenin alın..

kolay gele:)

Baskıcı Aile Modeli

Baskıcı aile modelini anlamak için ataerkil aile yapısı dediğimiz baba egemenliğinde olan, tüm kararların baba tarafından verildiği ve babanın bir korku unsuru olduğu kültürümüze çok da yabancı olmayan yapıyı aklımıza getirebiliriz. 

Baskıcı aile modelinde, aile büyükleri tarafından diğer aile üyelerine, özellikle çocuklara danışılmadan konmuş kurallar vardır. Kuralların katı olması ve değişikliğe direnmesi aile yapısını baskıcı tutuma sokar. Kurallara uyulması beklenir ve kuralların zorlanması ailede ilişkilerin zedelenmesi ile sonuçlanır. Aile içi krizlere yol açar. Türk aile yapısında kız çocuklarının baskıcı aile tutumlarına daha fazla maruz kaldıkları bilinmektedir.

Baskıcı aile yapısında yetişen çocuklar nazik, sessiz, dikkatli gözükmelerine karşın, genellikle isyankârlık ve aşağılık duygularını içlerinde taşırlar.

· Çocuğunuz gelişimine paralel olmayan inatçı, öfke vb. içine dönük duygular sergiliyorsa,
· Yalan söyleme, hırsızlık, evden kaçma gibi olumsuz davranışları oluyorsa,
· Herhangi bir hata ya da sakarlık durumunda aşırı korkuya kapılıyorsa, baskıcı bir tutum sergilediğinizden şüphelenebilirsiniz.

Aşırı Hoşgörülü Aile Modeli

Aşırı hoşgörülü model baskıcı modelin tam tersi olan son dönem Türk ailesinde sıklıkla gördüğümüz çocukerkil aile yapısına bir örnektir. Özellikle baskıcı aile tutumunda yaşayan bireylerin kurdukları ailelerde görülen bir modeldir. 

“Ailem bana böyle davrandı, ben çocuğuma böyle davranmayacağım…” mantığı hâkimdir. 
Annenin çalışması ve çocuğuyla yeterli zaman geçirmemesi sonucu duyduğu annelik iç güdüsünün de model üzerinde etkili olduğu bilinmekte. Çalışan annenin çocuğuyla geçirdiği saatler sınırlıdır. Gün içerisinde duyulan özlemden dolayı tahammül sınırı da geniştir. Bu da annenin aşırı hoşgörülü davranmasına sebep olur. Aynı durum babalar için de geçerlidir.

Çocuk, aile içinde karar merkezidir. Yaşı kaç olursa olsun aile, çocuğa göre kararlarını alır, hayatını düzenler. Evde çocuk egemenliği söz konusudur. Anne baba çocuğun mutlu olmasına ve her istediğini yapmasına özen gösterir. 

Aşırı hoşgörülü ailelerin çocuklarında sosyal uyumsuzluk, bencillik, yenilgiyi kabul edememe görülür. 

Tutarsız Aile Modeli

Tutarsız aile modeline, baskıcı ve aşırı hoşgörülü aile modellerinin karışımı olarak da bakabiliriz. Bu ailelerin kendi içinde davranış modelleri gelişmemiştir. Aile, aynı konu için bugün evet, yarın hayır diyebilir. Aile içi kararlar alınmamıştır. Aile bireyleri arasında düşünce birliği yoktur. Çocuğun dondurma yemesine annenin izin vermeyip, babanın izin vermesi örnek olarak verilebilir. Bu aile yapılarındaki tutarsızlık ve kararsızlığa karşı çocukta, anne ve babayı kullanma davranışı gelişir. Çocuk, talebini karşılayacağını tahmin ettiği ebeveynle diaoğa girerek istediğini yapar. Bu tarz aile modelinde çocuk nedeniyle ebeveynler kendi aralarında problem yaşarlar.

Ortak paylaşımların az olduğu, anne babadan birinin ya da her ikisinin yoğun iş ortamının olduğu durumlarda daha çok karşımıza çıkan bir aile modelidir. Anne baba arasında ortak paylaşımların az sayıda olması aile içi iletişimin ve birlikteliği olumsuz etkiler. Bu, eşlerin kendi kurallarını oluşturmalarına ve diğer eşi göz ardı ederek uygulamalarına sebep olur. Çocukta bu karmaşık düzen içerisinde kendi çıkarlarına göre hareket etmeyi öğrenir. Babadan izin alamayacağını anlayan çocuk anneye, anneden izin alamayacağını anlayan çocuk babaya yakınlaşır.

Yine günümüz şartlarında büyük kentlerde Türk aile yapısında sıklıkla rastladığımız modellerden biridir. 

Nedenleri ;
· Anne baba geleneksel yöntemle mi yoksa, modern yöntemle mi çocuk yetiştireceğine karar veremez ve her ikisini birden uygulamaya çalışır. 
· Özellikle çalışan anneler çocuklarına yeterli zamanı ayıramadıklarını düşünüp, vicdanen kendilerini daha iyi hissetmek için gerek bilinçli gerekse iç güdüsel olarak bazen aşırı hoşgörülü olurken bazen baskıcı olurlar.

Tutarsız aile modelindeki çocuklarda görülen genel özellikler kayıtsızlık, isteksizlik, kendi istek ve çıkarlarına göre kişilere yakınlaşmayı neden olarak sıralayabiliriz.

Demokratik Aile Modeli 

Demokratik aile modeli ailedeki bütün bireyler için en uygun aile modelidir. Ailede herkes bireydir. Tüm aile üyelerinin görev ve sorumlulukları belirgindir. Bireyler sorumluluklarını krizlere yol açmadan yerine getirirler. Aile kararları birlikte alınır. Her birey alınan kararlarda söz hakkına sahiptir. Aile üyeleri kendi kararlarını verebilme yetisine sahip oldukları için otomatik gelişen bir saygı ortamı vardır. 

Demokratik aile modelinde yetişen çocuklar özgüvenleri yüksek, ne istediğin, bilen, problem çözme yeteneği gelişmiş, sorumluluk sahibi bireylerdir. 

· Aile üyelerinin espri yeteneği gelişmişse,
· Ailedeki sorumluluklarla ilgili çatışmalar yaşanmıyorsa,
· Ailede yüksek sesli konuşmalara sık rastlanmıyorsa,
· Çocuğunuzun ne giyeceği konusundaki kararı kendisi verebiliyorsa,
· Çocuğunuzun ne kadar yemek yiyeceğini siz belirlemiyorsanız,
· Uyku saatleri kriz yaratmıyorsa,
· Başarılı ya da başarısız olduğu konuları sizinle paylaşabiliyorsa,
· Arkadaşları ve öğretmenlerinden şikâyet almıyorsanız,
Sosyal duyarlılığa sahipse, demokratik bir aileye sahip olduğunuzu düşünebilirsiniz


6 Ağustos 2010 Cuma

Mahalle güzelim benim.....

Bebeğiniz kucağınızda meraklı şahsiyetler sorar yaa kız mı erkek mi??
oysa bebeğiniz pembeler içinde gayet kız ciciliğinde salınmaktadır..
saçı yok diye nıye bu soruya maruz kalır ki..
hadı yüzünden gözünden anlamadın bari pembeden felan anla...

ne sinir olurdum kızıma ve bana hakaret sayardım bu soruyu...


bir dostum var cocuklarımız beraber büyüdü kreste..
o söylemişti bayılmştım o zaman...

"Beşik çirkini,mahalle güzeli" diye bir söz...
atalarımız nasıl da bulmuş her duruma olaya göre böyle güzel sözler..

şimdilerde  Ayşe nin fotolarına bakınca ne haklılar demekten alamıyorum kendimi...


ee tabii benim bu durumum içinde atalarımız boş durmamış  bir sözleri var elbet.:))

Kuzguna yavrusu pamuk,kargaya bülbül gelirmiş:))))

benımkı de o hesap işte..






Kıyaslama yapmayın
‘Kuzguna yavrusu güzel görünür’ sözü her anne için geçerli olmayabilir. Kendi çocuğunda bulamadığı özellikleri başka çocuklarda arayan anneler, çocuklarının özgüvenlerini zedelediklerinin farkında değiller.

Çoğu anne çocuğunu komşusunun veya arkadaşının çocuğuyla kıyaslar. Bu kıyaslama ilk yıllar genellikle fiziksel özelliklere atfen yapılır. Ama toplum genelinde yaygın olan ‘bir çift mavi göz ve sarı saç’ için yapılan ‘çok güzel, mavi gözleri, sarı saçları var’ yakıştırmasını hiç anlamam. Ne yani, sadece gözleri mavi, saçları sarı diye, anlamsız bakan gözler, ifadesiz bir surat niye çok güzel olsun ki!

Bir doğum gününde veya beş çayında yapılan güzel çocuk muhabbeti bazı annelerin yüreğine ok gibi saplanır. Hele kendi çocuğuna iltifat edilmiyorsa üzülür. İçinden ‘keşke o çocuk benim olsaydı’ diyenlerin sayısının az olduğunu sanmayın.

Çocukların yaşı büyüdükçe diğer çocuklarla kıyaslamaya okuldaki başarı unsuru da eklenir. Ve anne-çocuk çatışması başlar. Bu arada gözden kaçan nokta şudur; Kıyaslanan çocuk için söylenen her güzel söz, kendi çocuğunuzun özgüveninden bir parçanın kaybına yol açar.

40’lı yaşlarının başında olan, kendine olan özgüveni konusunda herkesin hemfikir olduğu bir arkadaşım, 10 yaşlarında Pamuk Prenses rolüne hazırlanırken, annesinin babasına söylediği ‘Sen kızının güzel olduğunu mu sanıyorsun? Onlar sıradan bir çocuk, hiçbir özelliği yok’ sözlerini unutamıyor. Yıllar içinde annesi defalarca ‘Çok güzel’ olduğunu belirtmesine rağmen, ilk söylediği sözleri hiç hafızasından silememiş.

Hangi yaşta olursak olalım, çocukluğumuzda bizim de bu tür bir hikayemiz, kendimize olan güvenimizin sarsıldığı dönemler olmuştur. İyi futbol oynadığı için babasının ‘aferin’le takdir ettiği arkadaşınızı kıskandığınız olmadı mı? Ya da saçınızın kısa olduğu bir dönemde komşu kızın uzun saçlarına iç geçiren annenize kırılmadınız mı?

Benzer olayları hepimiz yaşamışızdır. Ancak bazı insanlar yaşamlarının belli bir noktasında bu özgüven eksikliğini aşabiliyor. Bazıları ise ömür boyu özgüvensiz, beceriksiz ve yetersiz kalıyorlar.

Demek ki çocuğu doğurmak ve karnını doyurmak çok önemli değil. Önemli olan çocuklarımızın gönlünü doyurmak. Farkında olmadan doğdukları günden itibaren çocuklarımıza karşı öyle sözler söylüyoruz ki, yıllarca hatta bir ömür boyu sürecek kişilik bozukluklarına ve özgüven yoksunluğuna yol açıyoruz. Hiçbir anne-baba özgüveni yoksun bir çocuk yetiştirmek istemez. Bu durumda, yaptıkları işlerde takdtir, motive etmek ödevimiz olmalı. Başkalarıyla kıyasladığınızda çocuğunuz ‘acaba çirkin miyim, başarısız mıyım, yeteneksiz miyim’ sorularının cevabını bulmaya çalışırken, kendi yolunu kaybedebilir.
Gerçek bir hikaye

Amerika’da bir mucit profesöre, kendisini diğer insanlardan farklı kılan şeyi sorup, başarısının sırrını söylemesini istiyorlar. Çok ilginç bir cevap veriyor; ‘Başarımın sırrı annemin 6 yaşımdayken bana takındığı bir tavırdır. 6 yaşımdayken buzdolabından süt alırken süt şişesini düşürüp kırdım. Annem olayı görünce beni dövmedi, kızmadı. ‘Aaaa Henri sütten ne güzel bir göl oluşturmuşsun. Bu gölde benimle biraz oynamak ister misin?’ dedi.

Bir süre oynadıktan sonra annem; ‘Biliyor musun Henri, herkes kendi yaptığı şeyleri kendisi toplamalıdır. Şimdi bu süt gölünü temizlemek için benden sünger mi istersin, havlu mu?’ diye sürdürdü konuşmasını.

Elimden geldiğince dökülen sütü temizledikten sonra annem beni bahçeye çıkardı. Süt şişesinin, düşürmeden nasıl taşınacağını bana gösterdi. Bu olay benim diğer insanlardan farklı olmamı sağlamıştır’

Neler yapmalıyız?
Başka çocuklarla çocuğumuzu kıyaslamayalım.

Çocuğumuzun hatalarını onu kırmadan söyleyelim.
Onların olumlu taraflarını fark edip takdir edelim, onore edelim.

Beğenmediğimiz bir yönü varsa bunu farklı sözlerle dile getirelim.
Güvensizliğini hissettiğimizde güzel sözler söyleyelim.

Gelecekte onun başarılı olacağına inancımızı tekrarlayalım.


 
nerden bulmusum bilmiyorum ama bu yazıyı dosyalarımda gorunce paylaşmak istedım... 
SEVGİLER....